Necip Tosun ::: YUSUF KISSASI: AŞK VE RÜYA / NECİP TOSUN         
Necip Tosun
İnceleme/Eleştiri 
 
 YUSUF KISSASI: AŞK VE RÜYA / NECİP TOSUN


Doğu edebiyatını en çok etkileyen kıssaların başında Yusuf kıssası gelir. Hem Tevrat'ta hem Kur'an'da geçen ve hakkında pek çok yorum, açıklama, yeniden yazma bulunan Yusuf ile Züleyha hikâyesi, o kadar etkileyici ve kuşatıcıdır ki yüzyıllardır evrensel bir konu olarak insanlığı cezbeder. Sadece mesajıyla değil, sembol, metafor ve diyaloglara yaslı biçimiyle de edebiyatı büyülemiş emsalsiz bir hikâyedir. Bu özelliklerinden dolayı, sayısız bakış açısı ve yorumla pek çok açıdan ele alınmış, tefsirler yapılmış, yeniden, yeniden yazılmıştır. Her dönemde, her yüzyılda, her bölgede Yusuf ile Züleyha hikâyeleri anlatılmış, sadece İslâm coğrafyasında değil, Batı'da da yoğun bir şekilde Yusuf ile Züleyha hikâyeleri çoğaltılmış, neredeyse sanatın her dalında işlenmiştir.

Kur'an'ın "ahsenü'l-kasas", kıssaların en güzeli olarak nitelendirdiği kıssa pek çok özellikleri, incelikleri, derinlikleri bünyesinde barındırır. Bu anlamda her açıdan "kıssaların en güzeli" tanımını hak eder. Her şeyden önce bu tanım "derecelendirme"ye işaret ettiği için anlamlıdır. Çünkü bu kıssanın diğer kıssalardan farklı olduğu söylenerek ona ayrı, öncelikli bir önem ve değer atfedilir. "Güzel" sözü özellikle sanatsal tarifi içerir ve kıssanın sanatsal anlamda da güzel olduğu belirtilir. Böylece "güzel" denilerek muhatabın da seveceği, beğeneceği bir yapıda olduğu iletilmiş olur. Bunun içinde zevkle okunması da vardır, iyi kurgulanmış, iyi biçimlendirilmiş olması da. "Güzel" sözünün biçim yanında mesajı da kapsadığı açıktır. Böylece hikâyenin hem güzel ve bizim seveceğimiz bir hikâye olduğu hem de Kur'an'ın mesajının da en iyi şekilde hikâyede anlatıldığı ima edilir.

Etkisine ve kabulüne bakılırsa bu derecelendirmenin bir mucize olduğu söylenebilir. Çünkü kıssa hem biçim hem de mesaj itibarıyla Kur'an'ı en iyi şekilde yansıtmaktadır. Şaşırtıcı olay örgüsü, çarpıcı kurgusu, derinlikli anlatımı, sembol ve işaretlerle yüklü zengin göndermeleri, insan psikolojisini ortaya koyan insanlık hâlleri, bütünlüklü hikâye oluşu, bütün insanlığı kuşatıcı teklif ve tespitleri, aşk, kıskançlık, rüya, erdem, zayıflık gibi evrensel temaları, çatışma, dram, yenilgi ve zaferin iç içe anlatışı gibi pek çok özellikleri nedeniyle tam bir "ahsenü'l-kasas"tır. Böylece hiçbir zaman değişmeyen insanlık hâlleri, âdeta insanlığa bir hikâye formatıyla emanet edilmiştir.

Elmalılı M. Hamdi Yazır, Yusuf Suresi'ne niçin "ahsenü'l-kasas" denildiğini temellendirirken, gerçek bir olayın "kalıcı güzellik" olarak anlatılması, anlatım biçiminin "güzel incelikler"le donatılması ve "Muhammedî güzelliğin ezelî bir simgesi ve sembolü" olarak takdim edilmesini onun güzel bir kıssa olmasının temel özellikleri olarak görür: "Şüphe yok ki, en güzel kıssalar, gerçekliği olanlar, gerçek bir olayın kalıcı güzelliğini anlatanlar ve güzel inceliklerle anlatılmış olanlardır. Hz. Yusuf'un rüyası, onun günahsız güzelliğinin gelecekte ortaya çıkacak anlam ve yazgısına hakkın gıyabında nasıl bir simge ve örnek olmuş ise, Yusuf kıssası da Muhammedî güzelliğin tam anlamına öyle öncül bir simge olarak inmiş gaybî bir gerçektir ve özellikle de bu boyutuyla, en güzel kıssadır."

Yusuf kıssasının merkezinde rüya, aşk ve iman vardır. İhanet, kıskançlık, sadakat, güç, vefa gibi insani duyguların tümü kıssada yer alır, tartışılır, hikâye edilir. Kölelikten peygamberliğe, zindandan ülke yönetmeye uzanan, sabır ve imandan beslenen bir serüven hikâye kurgusu içinde anlatılır. Kıssa, bir kölenin devlet yönetiminin başına geçişinin; alınyazısını, kuyuların, zindanların karartamayacağının sembolik ifadesi, kurulan tuzakların sonunda bozulacağının, rüyaların bir gün gerçekleşeceğinin ibretli anlatımıdır. Kıssada her şey zıddıyla var olur. Yükseliş ve düşüş, ayrılık ve kavuşma, yokluk ve varlık iç içedir: "Bu kıssa en ilginç kıssadır. Çünkü iki zıt arasında oluşmuştur. Hem ayrılık hem vuslat vardır. Hem mihnet hem sevinç hem rahatlık hem âfet, hem vefa hem cefa, hem sahiplik hem sahip olunmuşluk vardır. Başlangıçta zincir ve kuyu, sonda taht ve yüce makam, önce korku ve helâk, sonra izzet ve saltanat vardır. Bunca keder ve sevinç onda var olduğuna göre, yaradılışında da ilginçlikler olacaktır."

Yusuf Suresi, tümüyle rüya etrafında döner. Çocuk rüyası, mahpus rüyası, köle rüyası, kral rüyası. Rüyayla iç içe yaşayan bir toplumda en büyük rüya yorumcusu Yusuf'tur. "Düşler ki unsur unsur geçmişle yorumlanır, ama bütünüyle geleceğe işarettir. Sentez, gelecek zamana aittir. Kompozisyon, gelecekten yansıyan bir gerçeğin görüntüsüdür." diyen Sezai Karakoç, Yusuf Suresi'ni yorumlarken; "Düş içinde düş, düş içinde düş vardır bu sûrede. Ama, bütün sonraki düşler, ilk düşün saçılan tohumlarından ve set set düş dünyasına yükselen düşsü bir hayat öyküsünden kutluluklarını devşiriyorlar. Hayat, düşü kutsuyor. Düş, hayatı kutsuyor." sözleriyle İslam'ın rüyaya bakışını da özetler. Böylesi bir toplumda en büyük rüya yorumcusunun bir peygamber olması da doğaldır.

Kuşkusuz bir rüya anlatımı gündemde olduğu zaman semboller, işaretler, çağrışımlar, imalar da bu anlatımda yerini alır. Çünkü rüyanın yapısı, doğası, işaret ettikleri oldukça karmaşık, izahı zordur ve rüya kolaylıkla tanımlanamayan bir hâldir. Uyku hâlinin ürettiği olağanüstü yaratıcı bir imkân olan rüya; imgeler, görüntüler ve duygularla örülmüş bir yapı arz eder. Uyanıklığın bildik düzeninden, kurgusundan ve tutarlılığından yoksun olan rüya; dikkatsiz, usdışı, unutkan ve cüretkârdır. Bu nedenle, atlamalar, sıçramalar ve akıl almaz geçişlerle kimi zaman gerçeküstü bir çerçeve çizerken kimi zaman da saatlerce süren diyaloglardan oluşan bir oyun izlenimi verir. Rüyalarda, bütünlükten yoksun, parçalı, imajlar/görüntüler, sembolik hikâyelerden oluşan bir anlatım söz konusudur. Orada imkânsız bir şey yoktur. Kısa bir süre içinde, bütün bir hayat yaşanır, çocukluktan ihtiyarlığa, oradan gençliğe dönülür. Zaman ve mekân sınırı aşılır, gelmiş ve geçmiş iç içe geçer. Bir görüntüde, insanın bütün hayatı gözünün önünden geçebilir. Rüya dilinde her şey çarpılmaya, şaşkınlığa ve hayrete odaklanır. Hem gerçekle bağlantısı vardır hem de uyanık hâlin gerçeği değildir. Hep bir olağanüstülük, gerçeküstülük vardır. İnsan inanılmaz şeyler yaşar, görür, ama inanır. Haz alır, korkar ama yine izler. Arzular, hayal kırıklıkları ve fantastik durumlar rüyada bir araya toplanır.

Rüyalar; sembol ve imajlarla örüldüğü için yoruma muhtaçtır. Başka bir deyişle gerçek, simgeseldir ve üstü örtülmüştür. Dili günümüz gerçekliğinin dili değildir. Bu nedenle de tek anlamı yoktur. Tarihsel süreçte rüya yorumları uçsuz bucaksız bir alanı kaplar. Pek çok kültürde rüyalar, gündelik hayata/gerçekliğe ilişkin iletileri içinde barındırdığına inanılır, bilgi kaynağıdır ve dönüştürücü, yol gösterici bir işleve sahiptir. Rüyada gösterilenler, gerçekleşen olaylar, bir anlamda gelecekte olacak olanlara işaret eder. Önemli olan o gizleri, işaretleri çözebilmektir. Ama her durumda, rüyanın neye işaret ettiği merak edilir. Bu da ancak "yorum"la olanaklıdır. Rüyada bazen pek çok anlamsız sembol bir görüntü eşliğinde bizi şaşkına çevirir. Bütün bunlar nasıl bir araya gelmiştir ve ne ifade etmektedir? İşte bu imge/görüntü parçacıklarını birleştirip bir anlam üretme girişimi, rüya yorumları meselesini ortaya çıkarmaktadır. Rüya tartışmaları da tam burada yoğunlaşır.

İslami anlayışta rüyalar, şeytani ve ilahî rüyalar olarak ayrıştırılmış, geleceğe ilişkin yol gösterici bir işaret olarak değerlendirilmiştir. İslam uygarlığı rüya ve uyanık yaşamı birbirinden ayırmaz. Bütün tasavvuf metinleri ve diğer Doğu/İslam kaynakları rüyayla iç içedir. Masallar, hikâyeler, destanlar tümüyle rüya düşüncesinden beslenir. Pek çok anlatı, rüya dilinin fantastikle bütünleşen atmosferinde var olur. Hikâye kişileri için rüya bir yol göstericidir. Büyük aşkların çoğu rüyada başlar ve kahraman bu rüyanın peşinden gider. Pek çok rüya gerçeğe ilişkin ipuçlarıyla, imalarla doludur. Kur'an ve hadislerde rüyaya sayısız gönderme vardır.

Yusuf'a, rüyaları yorumlama, ilahî vahyi ve işaretleri deşifre etme, bazı olayların ileride alacağı şekil ve hâlleri bilme ilmi verilmiştir. Bu nedenle kıssa, semboller, işaretler, metaforlarla doludur. Rakamlar, rüyalar, gelecek algısıyla kıssa ilerler. Küçükken rüyasında "on bir yıldız ile güneşi ve ayı kendine secde ederken gören" Yusuf, bu rüyasını babasına anlattığında, babası bunun bir müjde olduğunu anlar. Bu rüya onun peygamber olacağının da bir göstergesidir. Daha sonra kuyudan ve zindandan kurtulup tahta çıktığında Yusuf şöyle diyecektir: "Ey babacığım dedi, işte daha önce gördüğüm rüyamın gerçekleşen yorumu bu..." Yusuf'tan yorumlanması istenen Kral rüyası da aynı sembolleri taşır: "Ben dedi rüyamda görüyorum ki, yedi besili ineği, yedi arık-zayıf inek yiyor; ayrıca yedi yeşil başak ile yedi de kuru başak (görüyorum)."

Allah'ın Yusuf'a verdiği rüyaları yorumlama ve olayları tahmin etme yeteneği onun bir bakıma zindandan tahta yürümesi için bir vesile olacaktır. Yusuf hükümdarın karışık rüyasını yorumlayınca ülke yönetiminin başına geçecektir. Olayların, rüyaların yorumlanması ilmini öğrettiği için Allah'a şükreder. Dünyanın çok değer verdiği bir güzelliğe sahip olmasına rağmen (güzellik burada dünyanın temayülünü ve tercihini sembolize etmektedir) Yusuf bu dünyanın baş tacı ettiği nefsine karşı durur ve rüyasının, hakikatin peşine düşer.

Kıssanın temel vurgularından biri de Mısır'ın yöneticilerinden Aziz'in eşi Züleyha'nın, Yusuf'a olan aşkıdır. Bu yasak aşk kıssada insani bir durum olarak ele alınır ve aşkın gücünün insanı düşürdüğü durumlar incelikle anlatılır. Toplumun Züleyha'nın aşkını küçümsemesi ve dedikodu yapmasıyla birlikte aşkın gücü yeniden yorumlanır. Züleyha tüm komşularını çağırarak onlara Yusuf'u gösterir. Yusuf'u gören kadınlar onun güzelliğinden parmaklarını kesecektir. Yusuf kıssasında anlatılan aşkın en temel özelliği, hep görüldüğü gibi erkeğin tek taraflı ya da erkek ve kadının iki taraflı aşkı değil tam tersine kadının tek taraflı aşkıdır. Kıssada imkânsız aşk anlatılırken, âşık aşağılanmaz tam tersine aşkın gücü vurgulanır. Aşkın yüceliği, gücü öne çıkarılarak insanlara neler yaptırabileceği örneklenir. Züleyha'nın aşkı, tutkusu anlatılırken, yarattığı insanın tüm özelliklerini bilen Allah, Züleyha'ya şefkatle bakar. Züleyha'nın aşkını küçümseyen insanların hâllerini aktararak (parmakların kesmesi) aşk bahsinde bir nevi Züleyha aklanır. Çünkü Yusuf'u görüp de âşık olmamak mümkün değildir. Bir anlamda nefsi olan, kadın olan herkes Züleyha'nın yaptığını yapacak, Yusuf'a âşık olacaktır. Aslında buraya kadar anlatılanlar aşk hâlidir. Ancak gerek Yusuf istemediği hâlde onunla vuslata teşebbüs etmesi gerekse bir düzen içerisinde iftira etmesi onun yanlışları olmakla birlikte aşkın bir sonucu, yansımasıdır. Aşk insana tam da böyle kontrolsüz davranışlar sergiletir. İnsana parmaklarını kestiren güzellik, aşk, sevgiliye kavuşmak için âşığa her yolu denetecektir. Âşığın (Züleyha'nın) cephesinden bu böyle olmaktadır. Ancak olaya âşığın cephesinden değil de Yusuf ve adaletin cephesinden bakıldığında iftira ve düzen kabul edilemez bir durumdur. Ancak burada vurgulanması gereken Züleyha kötü ya da düzenbaz olduğu için değil, âşık olduğu için bunları yapmaktadır. Bu anlamda kıssanın aşk boyutu emsalsizdir. İmkânsız aşkın çaresiz çırpınışları, mum ve pervane misali yine yok oluşa sürüklenecektir. Bu anlamda Yusuf'unu bulan her kadın, fıtrat gereği parmaklarını kesecektir.

Kıssada Züleyha'nın yaptıkları kötülük ve ahlaksızlık olsa bile, bunlar kendi gerçekliği içerisinde ele alınır ve büyük aşkın sürüklediği kaçınılmaz bir eylem olarak temellendirilir. Onu kınayan saraylı kadınlar aynı aşkı tadarak olayı kınamaktan vazgeçerler. Züleyha, Yusuf'u zinayla suçlarken, ona tuzak kurarken, zindana atılmasını isterken hiçbir şekilde bunları kötülük olsun diye yapmaz. Bütün bunları yaptıran aşktır; o, aşkın peşinden gitmektedir. Düzen, hile yaparken bile aşkının gereğini yapmaktadır; mal, mülk, padişahlık amacında değildir. Hatta bir köleyle eşitlenmek istemektedir. Peki Züleyha'ya hangi erkek direnebilecektir. Hiç kuşkusuz sadece Yusuflar direnebilir. Doğu anlayışında kadının bir erkek için en büyük imtihan olduğu kabul edilir. Çünkü nefs sahibi erkek için kadına direnmek kolay değildir. Diğer yandan Aziz'in durumu da incelikle örülür. Eşinin durumunu bildiği hâlde anlayışla karşılar, olayın büyümesini önler. Özellikle kıssada bir kavuşma gerçekleşmeyip Züleyha'nın tövbesiyle affa kavuşması, kıssa da öznenin Yusuf olmasıyla ilgilidir.

Aşk; olağanüstü, yüce, erişilemez, uğruna her şeyin yapılabildiği bir duygudur. Zaten aşk, ancak uğruna bir hayat sunulabilecekse aşktır. Züleyha her şeyi göze alır. Züleyha'nın aşkı tek taraflı bir aşktır. Çünkü Yusuf'un yüzü farklı yöne bakmaktadır. Züleyha hikâyesi aslında imkânsız aşk anlatılarının en güzellerinden biridir ve bütün bir Doğu hikâyesine ilham kaynağı olmuştur. Züleyha tümüyle aşkın peşindedir. Aşkının dışında bir şey görmez. Tüm erdemlerini Yusuf'un güzelliği karşısında kaybetmiştir. Ama onun bu konumunu aşağılayanlara Yusuf'u seyrettirerek intikamını alır. Züleyha'nın tüm girişimlerini Yusuf boşa çıkarır.

Züleyha kuşkusuz Yusuf'un peygamber olduğunu bilmemektedir. Bu hikâye bir yandan Yusuf'un iradesinin güçlülüğünü gösterirken bir yandan da aşkın cüretini göstermektedir. Yusuf'un bir insan olduğu, kadın karşısında erkeğin zayıflığı da ima edilerek Yusuf'un Tanrı'nın yardımı olmasaydı onun da Züleyha'ya meyledeceği anlatılır. Bu olağanüstü bir inceliktir: "Rabbinin buhranı/açık delilini görmeseydi o da ona kurmuş gitmişti." Ancak, burada erkek fıtratına ilişkin ayrıntı dikkat çekicidir. Sıradan bir erkeğin, yaratılışı dolayısıyla Züleyha'ya direnmesi kolay değildir. Ancak Allah'ın yardımıyla bu güçlük yenilebilir. Dolayısıyla Peygamber belki de en zor sınavdan geçirilmiştir. Kadınla imtihanını kazanan erkek arınmış, yücelmiştir. Burada sembolik bir anlatımla bir başka incelik daha ortaya konur. Yusuf'un erkeksel işlevi hakkında bir ipucu verilerek "kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan, onlara eğilim gösterir, cahillerden olurum." denilerek Yusuf'un bu reddinin arkasında, şehevi isteksizlik ya da erkeksi bir eksikle değil de irade güçlüğü ve ilahî yardım bulunduğu ortaya konur. Yusuf, içinde şehvet olduğu hâlde -Kur'an'ın ifadesiyle meyletmesine rağmen- kendini, fıtratını aşacak; iffeti, erdemi şehvete tercih ederek arınacak, yükselecektir. O, bir erkek için en zor imtihanlardan biriyle sınanmış ve bundan da masum ve erdemli olarak çıkmıştır.

Kıssa o kadar özeldir ki, bunun en tipik örneği, güzellik olarak bir kadın değil de erkek öne çıkarılmıştır. Bildik hikâyelerde her zaman kadın güzelliğine övgüler düzülürken burada erkeğin yakışıklılığı ve güzelliği merkezdedir. Ancak Yusuf seçkin ve seçilmiş bir kimse olduğu için Züleyha'ya direnecektir. Züleyha'nın murat isteği, "kötülük" ve "ahlaksızlık" olarak nitelenir. Yusuf ya Züleyha'ya karşılık verecek ya da zindana atılacaktır. Yusuf zindana razı olur. Aslında o sadece güzel olduğu için saldırıya uğramaktadır. Kardeşleri tarafından, Züleyha tarafından saldırıya uğrar. Kıssanın tanımladığı ve örneklediği Yusuf güzelliği, giderek bütün bir coğrafyanın, medeniyetin erkek güzellik simgesi olur ve çizilen tüm karakterler için "Yusuf yüzlü" dendiğinde her şey tanımlanmış olur.

Oğlunun ölüm haberini kanlı bir gömlekle öğrenen Yakup (baba), oğlunun yaşadığını da yine bir gömlekle öğrenir. Gömlek burada olağanüstü bir ayrılma-kavuşma sembolüne dönüşür. Yine oğlunu kaybettiği için gözünü kaybeden ya da feri azalan baba oğluna kavuştuğu için gözü açılır, ışığına kavuşur.

Yusuf bütün erkekleri simgeler, Züleyha bütün kadınları. Züleyha, kadınlık ve aşkla sınanır; Yusuf ise erkeklik ve erdemle. Bütün insanlık bu kıssada, bu sahnede, bu aynada kendini bulur. Yusuf bir idealdir. Kur'an bu kıssayla erkek fıtratında çıtayı en üst noktaya yükseltir. Kim Züleyha'yı aşıp erdeme ulaşacaktır. Yusuf gibi Züleyha da sınanır, kardeşleri de sınanır. Züleyha arzu ve kadınlığına, kardeşleri kıskançlıklarına yenilir. Oysa bu mücadele hiç bitmeyecek, insanlık mücadelesi, kadınlık-erkeklik mücadelesi hep sürecektir. Yakup, Yusuf'u önce kaybeder sonra kazanır. Çünkü hayatta kuyu ve taht arasında sadece sabır vardır. Yükseliş ve düşüş arasında ipincecik bir çizgi... Gömlekle giden bir gömlekle geri gelir. Her şey insanın seçimi ve Allah'ın kader çizgisiyle netleşir.

Kendini aşka odaklamış, aşk için yaşayan bir kral eşi olduğu hâlde her türlü aşağılanmayı göze alarak aşkının peşine düşmüş güzel bir kadınla (Züleyha), bir erkek güzeli sembolü olan ve tüm kadınların kaçınılmaz bir şekilde âşık olduğu ancak ilahî bir görevle müjdelendiği için kadınlara mesafeli durmak durumunda olan erkeğin (Yusuf) anlatıldığı kıssa, bu hâliyle insanlığın bütün zaaflarını, erdemlerini, çatışma ve dramlarını sergileyebilecek bir konuyu içinde barındırması nedeniyle yüzyıllarca çoğaltılıp zenginleştirilmiştir. Üzerine sayısız mesneviler yazılmış, nazma çekilmiş, yorumlar yapılmış, giderek bağlamından koparılarak uzatılmış, farklı alanlara götürülmüş, kimi Züleyha ile Yusuf'u kavuşturmuş, kimi ayırmış böylece kıssa, büyük bir hikâye birikimine kaynaklık etmiştir.



Yusuf güzelliği, yırtılan gömlek, rüya yorumu, kuyuya atılma, kanlı gömlek, Yusuf'un güzelliği karşısında kadınların parmaklarını kesmesi, Züleyha'nın karşılıksız aşkı, kardeş kıskançlığı, zindan, Yakup sabrı, evlat kokusu, köle olarak satılma tüm Doğu mesnevilerinde, divan edebiyatımızda, giderek klasik edebiyatımızın tümünde motif, mazmun ve imge olarak yer almış, neredeyse tüm yazarların şairlerin en büyük başvuru kaynağı olmuştur.

Kıssa Batı'da da aynı şekilde sanatın, edebiyatın ilgi odağı olmuştur. Resim, müzik, tiyatro ve edebiyat onu hep gündemine almıştır. Örneğin Handel, "Yusuf ve Kardeşleri Mısır'da" adlı oratoryoyu, Richard Strauss ise "Yusuf Efsanesi"ni bestelemiştir. Yine Thomas Mann Yusuf ve Kardeşleri adlı romanında Yusuf ile Züleyha'yı yorumlamıştır.

Arap, İran, Türk dillerinde çok sayıda Yusuf ile Züleyha hikâyesi yazılmıştır. Şairler, hikâyeciler yazdıkları şiirlerde, hikâyelerde mutlaka bu kıssaya göndermelerde bulunmuşlardır. Bu hikâyelerde Kur'an'daki aktarılanlara bağlı kalmakla birlikte bazen kıssa çerçevesi dışına çıkılmış ve hikâyeye farklı uzantılar katarak, destan ve masal motiflerinden, Tevrat'taki anlatımdan yararlanarak zengin bir Yusuf ile Züleyha edebiyatı ortaya konmuştur. Tüm hikâyeler nazım şekliyle anlatılmış, büyük çoğunluğu mesnevi tarzında yazılmıştır. Arap edebiyatında Yusuf ile Züleyha hikâyesinin ilk örneğini Gazâlî Bahrü'l-Mahabba adlı eseriyle, İran edebiyatında hikâyenin ilk örneğini Firdevsî vermiştir. Türk edebiyatında ise ilk Türkçe Yusuf ile Züleyha hikâyesi 630'da Harezmli Ali tarafından Kırım'da rubai şeklinde yazılmıştır. Harezmli Ali hikâyesinde Kur'an ve tefsirlere bağlı kalmıştır. Özellikle Mollâ Câmî'nin 1483'te yazdığı Yusuf u Züleyhâ mesnevisi hem Batı hem de Türk edebiyatında çok sevilmiş ve pek çok dile çevrilmiştir.

XIII. yüzyıldan XIX. yüzyıla kadar Türk edebiyatında yüze yakın Yusuf ile Züleyha hikâyesi yazılmıştır. Kimi hikâyeler aşkı odak almış, kiminde dinî mesaj ağırlıklı olmuş ama aynı kıssanın emsalsiz hikâyeleri tekrar tekrar üretilmiştir. Kaynak aynı olmakla birlikte, biçimi, yaklaşımı, anlatımı birbirinden farklı mesneviler her dönemde yazılmaktan, okunmaktan bıkılmadan günümüze kadar bu gelenek sürmüştür. Harezmli Ali, Şeyyad Hamza, Darîr, Ahmedî, Hatâyî, Nahîfî, Likaî, Taşlıcalı Yahya, Ziyâî Yusuf Çelebi, Köprülüzâde Esat Paşa... gibi yazarlar Yusuf ile Züleyha hikâyeleri anlatmışlardır. Günümüzde de Yusuf ile Züleyha hikâyeleri anlatılmaya devam etmektedir.

Aslında Yusuf kıssasının her dönemde insanlara söyleyeceği bir şeylerinin olmasında şaşılacak bir şey yoktur. Çünkü insan, her yerde her zaman Yusuf gibi sürekli sınanmaktadır. Erdemle zillet, zindanla taht, zorlukla kolaylık, yükselişle düşüş hep iç içe olarak hayatı kuşatmıştır. İnsan, gerçeği ve rüyayı aynı anda yaşamakta tüm rüyalar yorumlanmayı beklemektedir. Aşk her daim insanın rüsva olmasını beklemekte, arzular gerçeğin sert yüzünde paramparça olmaktadır. Tüm ihanetler en yakınından gelmekte, kanlı gömlekler diğer dostlara dağıtılmaktadır. Kıssanın her dönem yaşıyor olmasının nedeni budur.

(Doğu'nun Hikâye Kuramı, Necip Tosun, Büyüyenay Yayınları, 2. Baskı 2017, s. 33)

Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili Meâli, Akçağ Yayınları, 3. Baskı 2009, s. 342.

Celâl Settârî, Züleyha'nın Aşk Derdi, Hz. Yusuf Kıssası, es-Sittünü'l-câmi'den aktarma, İnsan Yayınları, 1. Baskı 1998, s. 193.

Sezai Karakoç, Ruhun Dirilişi, Diriliş Yayınları, 4. Baskı 1979, s. 24.



Yayın Tarihi : 30.5.2020

 
         
Yorum yazmak isterseniz...
İsim
@-posta Adresiniz
@-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
Yorumunuz
Güvenlik kodu
 
  Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır
 
Okunma Sayısı: 378