Necip Tosun ::: İNTERNET YAZICILIĞI VE ENTELEKTÜEL ŞİDDET / NECİP TOSUN         
Necip Tosun
İnceleme/Eleştiri 
 
 İNTERNET YAZICILIĞI VE ENTELEKTÜEL ŞİDDET / NECİP TOSUN


İçinde bulunduğumuz yüzyıl, gelişen teknolojik araçlarla birlikte, yazıyı her amaca hizmet eden en etkili araç konumuna getirdi. Özellikle son yıllardaki internet ortamıyla birlikte de yazının işlevi en tepe noktaya ulaştı. Artık anlık duygular yazı aracılığıyla bir saniyede milyonlara ulaşabilmekte, toplumsal bir olay ortak yaşanabilmekte ve paylaşılabilmektedir. Siber âlemde, yazıyla sohbetler yapılabilmekte, kahvehane ve kafe ortamı buraya taşınmaktadır. Bu ise kelimenin tam anlamıyla bir devrim. Hem de hayatın bütününü etkileyen derin bir devrim. Kurumlar, kuruluşlar bu yeni dünyayı anlamaya çalışırken, gazeteler, dergiler, televizyon hâlâ bu dijital devrimin sarsıntısını yaşıyor. Bu anlamda "Bir dönemeçteyiz. Tıpkı 15. yüzyılda Gutenberg'in matbaayı insan hayatına soktuğu yıllar gibi. Her ülke internet devriminin yol açtığı sarsıntıdan nasibini alıyor" denilmesi boşuna değil. Görünen o ki geleceğin dünyası burada şekillenecek, kâğıtsız, ışıklı, dijital dünya insanın pek çok alandaki geleceğini kaplayacak.

Hayatın nabzı artık burada, bu dijital ortamda, Facebook'ta, Twitter'da, bloglarda, sözlüklerde, internet sitelerinde atıyor. Bilgiye, malumatlara, magazine hızla buradan ulaşılıp tüketiliyor. Buralarda birliktelikler kuruluyor, duygudaşlıklar yaratılıyor hatta giderek devrimler yapılıyor. Basılı gazetelerin, dergilerin tüketimi, magazini bile buralarda yapılıyor. Twitter'da yüz kırk karakterle dünyalar kuruluyor. Aynı anda yüz binlerce kişi, anlık olayları değerlendiriyor, tartışıyor.

Gazetelerin, dergilerin, televizyonların uzun süre sınırlı bir kesimin tekelinde bulunması zaman zaman pek çok şeyin gizlenmesi, örtbas edilmesi sonucunu doğurduğu için, böylesine yaygın, katılımcı ve özgür bir ortamın oluşumu siber âlemin işlevsel önemini ortaya koymaktadır. Bütün bunlar hiç kuşkusuz yeni bir dilin, yeni bir kültürün, yeni bir iletişim biçiminin ve giderek yeni bir dünyanın habercisi. Ne var ki tüm devrimler gibi bu devrimin de getirdikleri götürdükleri tartışılıyor. Bu bağlamda internet dünyasının lehinde ve aleyhinde yüzlerce madde gerekçe üretilebilir. Ancak dijital ortamın insanlara sunduğu yenilik, tazelik, canlılık ve özgürlük imkânları, tüm bu olumsuz yanlarına rağmen hiç de karşı durulabilecek imkânlar değil.

Dolayısıyla günden güne büyüyen, gelişen dijital ortam, gazeteciliği, televizyonculuğu ve tüm basılı medyayı etkiliyor, yeniden şekillenmeleri için onları zorluyor. Daha şimdiden hız, zaman, erişim kolaylığı ve ucuzluğu ile basılı medyaya göre büyük bir üstünlük sağlamış durumda. Özellikle Facebook ve Twitter gibi sosyal paylaşım siteleriyle birlikte bilgisayar mekânı insanlara çok fonksiyonlu yepyeni bir dünya sunuyor. Eğer gelecekte hayat buradan nefes alacak, burası hayatın önemli bir ortamı olacaksa elbette gelecek de burada şekillenecek demektir. Bu nedenlerle internet kullanıcılarının sayısının artmasıyla, dijital gerçekleri, bu yepyeni dünyayı iyi okuyamayan, değerlendiremeyen kişilerin, ortamların, faaliyetlerin önemli ölçüde "dışarıda" kalacaklarını söyleyebiliriz.

Bu devrimden her şey gibi edebiyat da etkileniyor, yazarlar, yayınevleri, dergiler bir şekilde bu dünyada var olmaya, yer kapmaya çalışıyorlar. Ne var ki dijital ortam yazarları, yayınevlerini, edebiyatı kendi kurallarıyla, kendi diliyle ve kendi "düzeyiyle" karşılıyor. Dolayısıyla bu siber âlemde kendisine yer açmak, var olmak isteyen her yazar, dergi, yayınevi ya bu kurallara anlayış göstermek ya da buradan ayrılmaz zorunda kalıyor. Hâlihazırdaki olumsuz görüntüsüne rağmen yine de dijital ortamın parlak bir geleceğinin olduğunu söylemek mümkün. Kişisel bilgisayar kullanımının yaygınlaşması, çantalara, ceplere girmesiyle birlikte, hiç şüphesiz edebiyatın işleyişi de değişecek. Belki her yazar kendi sitesinde, bloğunda kendi ürünlerini yayınlayacak ve dergiye hiç ihtiyaç kalmayacak. Bu dergilerin, blogların, sitelerin öncelikle, dinamik, sürekli değişebilen güncel yönleri olacak. Muhatabına kolay ulaşacaklar. Dağıtımcıya, postaya, bürokrasiye takılmayacak, basılmaya, kâğıda, matbaaya ihtiyaç duymayacaklar. Basılı/reel dergilerin hiçbir zaman ve hiçbir şekilde ulaşamayacakları bir dağıtım ortamına ve okura ulaşacaklar. Anında milyonlarla buluşabilecekler. Köy, metropol fark etmeyecek. Sınırlar ortadan kalkacak. Bütün bunların yanında okur dergiye, şiire, yazıya masrafsız ulaşacak. Kuşkusuz bütün bunlar olağanüstü imkânlar. Bu anlamda dijital ortamı biraz televizyon yayıncılığına benzetmek mümkün. Dolayısıyla televizyon yayınlarının getirdikleri/götürdükleri dijital ortam yayınları için de geçerli olacak.

Artık pek çok yazarın bağımsız internet sitesi, bloğu var. Dergiye ulaşmak çok zor ama blog insanların hemen elinin altında. Bu anlamda bloglar kişisel bir ajanda, bir arşiv, kamuya açık günce fonksiyonu görüyor. Kuşkusuz kimi olumsuz yönleri de var. Bloglar, internet, yazıyı, bilgiyi yaygınlaştırmakla birlikte, orijininden kopararak, bir yandan da bilgiyi anonimleştiriyor. Bir yazı, ödev sitelerinin malzemesi oluyor, kamu malzemesi, kamu bilgisi olarak kullanılıyor, isimsiz olarak her ortamda yağmalanıyor. Birkaç isimsiz alıntıdan sonra bir ansiklopedik bilgi hâline dönüşüyor ve yazarından kopuyor. Ama bazen de bir dergide yayınlanan ve hiçbir zaman geniş kesimlere ulaşılamayacak ve derginin kapakları arasında kaybolup gidecek yazılar, kadirbilir yazarlar, araştırmacılar tarafından internet aracılığıyla keşfediliyor, gün yüzüne çıkarılıyor ve saygın bir şekilde, isim, kaynak göstererek bu yazıların daha geniş yığınlara ulaşmasını sağlıyorlar.

Dergi dağıtımı ortada. Çok sınırlı bir alanda dağıtılıyor ve bir ay sonra yürürlükten kalkıyor. Dergilerde bir yazarı bütünlüklü olarak görmek mümkün olmuyor. Ama internet (blog, site vb.) her şeyi depoluyor ve her yerden kolayca ulaşılabilecek bir imkân sunuyor. Okur da belki dergiye bile buradan ulaşıyor. Bilgi paylaşımı anlamında olağanüstü bir imkân. Bloglar, siteler bir yazarı bütünlüklü olarak görmek ve yaptıklarından haberdar olmak için önemli işlevler görüyor. Bir anlamda bu yazıları sanal dünyaya gönderilmiş mektuplar olarak algılanmalı. Bir başka deyişle burada karşılıklı, iletişimli dinamik bir yapı var, yazılar birkaç dakika içinde okunabiliyor, her kesimden, sosyal sınıftan insanlarla iletişim kurulabiliyor, tepki alınabiliyor. Yazar ve okur arasında sınır kalkıyor.

Ne var ki siber âlemin/dijital dünyanın sunduğu özgürlük ortamı beraberinde pek çok sorunu da getirdi. Bu ortam çalışkan, yetenekli ve kaliteli insana büyük imkânlar sunduğu gibi, yeteneksiz, merhametsiz ve duygusuz pek çok kötü niyetli insana da aynı imkânı sunuyor. Dolayısıyla dijital ortam sadece kendi kurallarına bağlı ve hiçbir kurala tabi olmayan bir düzenekte işliyor. Bu hızlı ve güçlü iletişimin bir yandan da belirsizlik, karmaşa ve kaosu da yapısında barındırdığı açıktır. Örneğin ortada gerçek kimlikler olmadığı için sağlıklı tartışma zemini oluşamıyor. Takma adlarla, rumuzlarla tartışmalar çığırından çıkıyor, sonuçta iş düelloya kadar gidiyor. Sansürsüzlük, açık görüşlülük; sorumsuzluk ve vandalizmi doğuruyor.

Bir başka deyişle doğru, adaletli kullanıldığında büyük bir imkân olarak edebiyata, kültüre hizmet edebilecekken, günümüzde internet medyasının yazıyı bütünüyle haksız, merhametsiz bir imha aracına dönüştürdüğünü görüyoruz. Kontrolsüz, denetimsiz e-dergilerde ve özellikle sözlüklerde yazıyla, edebiyatla bağlantıları tartışmalı, ortaya hiçbir eser koymadan yazar (!) olmuş kişilerin kalemlerinden âdeta kan damlıyor. Emeksiz, çalakalem yazılarda, bir değer üç cümleyle harcanıveriyor. Bu anlamda internet medyasıyla birlikte yazının en tehlikeli boyutuna ulaşıldığı söylenebilir: silah.

İnternet ortamında insanlarda karşılığı iyice oluşmamış, içselleşmemiş düşünceler anlık tepkiler olarak yazıya yansımakta, bu yazılarda da daha çok duygularla hareket edildiğinden ortaya nesnel yaklaşımlardan uzak kontrolsüz, ham düşünceler çıkmaktadır. Serinkanlılıktan uzaklaşıldığı için de aşırı uçlarda gezinebilmektedir. Özellikle editöryal bir denetimden de geçmediğinden marazi hâller sergilenmektedir. Belki yazı bir gün bekleyebilse, duygular yatışsa, ortaya daha sağlıklı, daha serinkanlı bir yazı çıkabilecekken o an yayınlandığı için geri döndürülemez hatalara, olumsuzluklara yol açabilmektedir.

Ayrıca internet dilinin her nedense matbuat diline göre daha ağır, argo ve nezaketsiz olduğunu söyleyebiliriz. Bunun altında ise denetimsizlik yanında özellikle müstearla yazmanın güveni, rahatı hatta sorumsuzluğu yatmakta. Sanki burada sözün sahibi yoktur ve ortaya konuşulmaktadır. Söz anonimleşmiştir. Böylece pek çok yazarın yıllara dayanan emeği merhametsizce kim vurduya gidebilmektedir. Kimin kılıcının daha keskin, kimin daha öldürücü olduğu, kimin daha ağır sözler söyleyebileceği bir yarışa dönüşen internette haksız, adaletsiz bir ortamın hüküm sürdüğü ortada. Kim, kime nasıl müdahale edecek, ortalıkta dolaşıp önüne gelene çatan ve tam bir vandalizme dönüşen bu ortama kim dur diyecek belli değil.

Eleştirmenler için söylenen sanatçı olamadıkları için eleştirmen olurlar sözü tam da bunlar için geçerli. Yazar olamadıkları için yazarlardan hınçlarını, öfkelerini almakta ve komplekslerini gidermekteler. Bir ara bulup sahneye çıkıp, mikrofonu kaparak kendini ispat etmeye çalışan star adaylarına benziyorlar. Edebiyata hayatını adamış insanların hayatlarına sokularak, sükse yapmaya, yazı/edebiyat arasında rol kapıp hünerlerini sergilemeye çalışıyorlar.

Böylece dijital ortamda "internet yazıcılığı" gibi ilginç bir meslek ortaya çıkmış oldu. Şimdilik bunların yaptıkları hiçbir emek sarf etmeden, her şeyi biliyormuş gibi, tüm emekleri küçümseyen, yok sayan bir üst dille her şeyi boşluğa düşürmekten ibaret. Kötü niyetli eleştirinin her yerde görülen ortak özelliği bir doğruyu abartarak, çok farklı yönlere çekerek ve bağlamından kopartarak, bile isteye yanlış anlaşılmaya müsait bir hâle getirmektir. Bu bir görüşü, davayı teröre bulaştırarak illegal duruma düşürmekle eş anlamlıdır. Bu yazıcılar, o doğruya kendi hâlinde iken karşı çıkamayacaklarını bildikleri için kendilerine göre farklı tanımlayıp o tanım üzerinden istedikleri yönlere götürmekteler.

Bu yazıcılar özellikle olmak isteyip de olamadıkları kişilere, onların ideal duruşlarına, bağımsız kişiliklerine saldırdıklarını görüyoruz. Çünkü onlar biraz da bu insanların vicdanlarını temsil ederler ve tam da buralara saldırırlar. Bu kaba, alçaltıcı dil muhatabını aşağılarken kendisi de en alt seviyede bir düzleme oturur. Hakaret ettiği yazarın bu dili kullanamayacağını bildiğinden onu buraya çekmek için elinden geleni yapar. Bu dile "bulaştırdıktan" sonra da "dile bak, kocaman yazara yakışıyor mu?" söylemine geçer. Genellikle kabiliyetsiz ve şımarıktırlar. Merhamet duygusu taşımadıkları için "kötü yazar, beş para etmez" yargılarıyla hınçlarını alırlar.

Edebiyat dünyasında, yazarlar/sanatçılar, eleştirmenlerin eleştirilerine bir şekilde katlanırlar. İnternet ortamında yapılan eleştirilere ise katlanmaları mümkün değildir. Onlar da küçümseyerek yok sayar ve bu dünyadan uzak dururlar. Oysa içe kapanıp görmezlikten gelmek çözüm değildir. Çünkü o yazar görmezlikten gelse de bu dünya var olmaya devam edecektir. Üstelik dijital ortam edebiyat adını artık daha fazla kullanmaya başladı. Bu nedenle hiçbir yazar bunun dışında kalamayacak, bir şekilde hiç istemese de bu dünyanın bir parçası olacak.

Yazı, insanın sözü olmasının bir sonucuysa, internet ortamı da ona bu imkânı fazlasıyla sunmaktadır. Hem de anında duygularını, izlenimlerini okuruna ulaştırma imkânını... Dijital ortamın ayırt edici özelliği bu iletişimin aracısız ve doğrudan olmasıdır. Böylece internet ortamına giren yazarla okur arasında köprüler kurulmakta iletişim doğrudan ve hızlı gerçekleşmektedir. Daha doğrusu yazarla okur eşitlenmektedir. Artık ikisi de aynı ortamda, aynı şartlarda söz sahibidir. Böylece yazar ve okur ayrıştırılamaz hâldedir. Büyük bir yazarla sıradan bir okur aynı düzlemde yorum yarışına girebilmektedir. Hiyerarşiyi alt üst eden, okuryazar ayrımını ortadan kaldıran, yazıyı farklı bir alana taşıyan siber âlem oldukça farklı görüşteki insanlara aynı platformda buluşma imkânı sağlamaktadır. Burada kimsenin kimseye bir üstünlüğü, uzmanlığı yoktur, eğer burada bulunuyorsa bu şartları da kabulleniyor demektir. Daha açıkçası ustalarla-yeni yazarların, okurla-yazarın aynı şartlarda, eşit statüde bulundukları yeni bir ortam burası. Ne var ki şu anki internet, edebiyatın üretildiği değil, tüketildiği bir yer. Bu yüzden de tartışma ve eleştiri sert geçmekte. Burada her şeyden bağımsız bir dil gelişiyor, kaynağını özgür düşünceden alan ama hiçbir sorumluluğu olmayan ateşten bir dil. Yaktığı gözükmüyor ama yalazları göz kamaştırıyor.

Görünen o ki dijital ortam, edebiyatın zenginleşmesi, çoğalması ve yaygınlık kazanmasına büyük bir katkı sağlayabileceği gibi edebiyatın doğasından kaynaklanan belirsizliği de bünyesinde taşıdığından bir karmaşa ve kaosa da nedene olabilecektir. Şimdilik manipülasyon, kirli ve yanlış bilgi çok daha yaygın bir biçimde yer almakta. Ne yazık ki özgürlük beraberinde sorumsuzluğu, hakareti, şiddeti de doğurabilmektedir. Açıkçası vuranın kazandığı bir ortam burası. Ancak bu dünyanın filtresiz, denetimsiz kaotik yapısını canı yanmayan fark etmiyor. Çoğunlukla bilgisizliğine, cahilliğine ve öfkesine yenik düşen yazar adaylarının elinde dedikoduya dayalı saldırgan bir üslupla merhametsiz yazılar yazılmakta. Çünkü internet yazıcıları hiçbir birikime, bilgiye, donanıma sahip olunmadan her şey hakkında, -bilinç akışından enflasyona, gizli servislerden siyasete- her alanda rahatlıkla konuşabilecek bir "yetkiye" sahipler. Böylece normal bir ortamda söz hakkı verilmeyecek olan kişiler, provokatörler bu dünyada söz alır. Dolayısıyla manipülasyon ve kışkırtıcılık amaçlardan biri olunca "kurban"ın kim olduğu da önemini yitirir. Bu yazıcılar çoğunlukla da kanla, kinle beslenir ve muhatabını rencide ederek pek çok kişinin, okurun bilinçaltını açığa vurur. Fikirler uçar, kılıç şakırtıları ortaya çıkar. Herkesin her şey hakkında konuşmasının varacağı yer hiç de meçhul değildir. İnternetteki edebî tartışmalar da televizyon yayıncılığındaki ateşli, düzeysiz, derinliksiz tartışmaları hatırlatır. Ama televizyon daha adaletlidir. Çünkü kimin konuştuğu, niye konuştuğu bellidir. Elektronik yayında ise ortada bir yüz, isim yoktur: "Blogların büyük çoğunluğunda iftira kampanyalarının, kin ve nefret yazılarının çok geniş yer aldığı bir gerçek. Bu bakımdan bloglara karşı büyük medyadan yükselen, 'sorumsuz blogları kim denetleyecek?', 'yazıları kim filtreden geçirecek?' şeklindeki eleştiriler pek de dayanaksız değil. Hakaret yazılarıyla dijital ortam sık sık bir e-meydan savaşına dönüşebiliyor."

Dijital ortama bakıldığında şimdilik adını duyurmuş yazarların daha az, buna karşın adı yeterince duyulmamış, bilinmedik isimlerin ise yoğun olarak bu dünyada yer aldığını görüyoruz. Büyük yazarların bu alana daha az itibar etmelerinin arkasında bu düzeysizliğin önemi büyük. Yazarlarda bu durum güvensizlik yaratmakta. Yazar bu dili, düzeysizliği görünce dijital ortama daha çekingen ve kuşkuyla yaklaşmakta, uzak durmaktadır. Pervasız yazarın ise kaybedecek hiçbir şeyi olmadığı için sesi daha gür ve baskın çıkmaktadır. Kaliteli yazar açısından durum dramatiktir. Çünkü hem dijital ortamın gücünü bilmekte hem de ondan uzak durmak zorunda kalmaktadır. Oysa binlerce yazarın ne okuduğunu, bir olay karşısında hangi düşünceler taşıdığını, hangi durumlarda hangi tepkileri gösterdiğini bilmek pek çok yeni yazar için yol gösterici olabilir, önünü açabilir. Ayrıca bir yazarın eskiden kişisel defterine (günlük) yazdığı notlarını milyonların okuyabileceği anlık defterine yazması hiç de az bir şey değil. Ama büyük yazarlar yaşanan düzeysizlik nedeniyle bu ortama uzak duruyorlar. Piyasa da bu nitelikli yazarlardan hınç almak isteyen yazıcılara kalıyor. Aslında bu durum, insanın sokakta yürürken birine omuz atmasına benziyor. Sonuçta ortaya kurbanla katili aynı odaya koymak gibi bir durum çıkıyor.

Bağımsız sitelerin, sözlüklerin eleştirel düşünmeyi geliştirdikleri sürece hem yazara hem de edebiyat dünyasına katkısı büyük olacaktır. Burada eleştiriye tahammülsüzlük söz konusu olamaz ve kimse de dokunulmaz değildir. Özellikle malum nedenlerle editör kapısını aşamamış nitelikli genç yazarlar için büyük bir imkân. Oysa çok sesli, katılımcı, paylaşımcı bir dünyanın habercisi olan blogların, sözlüklerin, internet sitelerinin, sosyal paylaşım sitelerinin dili, bakış açısı edebiyatın doğasını yansıtmıyor. Öyle ki bu dünyada bilginin doğru olması bile beklenmiyor. Hiçbir denetime tabii değil. Bütün bunlardan dolayı da yaydığı yanlışlık ve kirlilik de elbette bu gücü oranında yaygın oluyor. Yusuf Atılgan'ın romanındaki bir söz Tolstoy'un romanından bir söz olarak sunulup, aynı hızla ve iştahla yaygınlaşıyorsa durum oldukça düşündürücü demektir. İnsanlar her şeyi yazmakta özgürse ve yazdığı konuda da bir şey bilmeleri gerekmiyorsa ortaya çıkan sonuçta hiç de şaşılacak bir durum yok. Elbette buradan bir değer üretilemez. Sadece faturalar kesilir, hesaplar görülür.

Bu yazıları yazan kişilerin hiç şüphe yok ki öncelikle sözcüğün önemini, gücünü bilmediklerine hükmetmemiz gerekir. Belli ki Nuri Pakdil'in "İnsan cehennemini sözcükle kurar, sözcükle yıkar" sözünü hiç duymamışlar. Adalet ve merhamet ne demek bihaberler. Bütün bu nedenlerle dijital ortamın belli düzeye ulaşması için, diyalog, tartışma kültürü, nezaket, düzey, özel hayatın gizliliği gibi kavramlar etrafında yoğun tartışmalar yapmak gerekiyor. Ancak bu olağanüstü devrimin şaşkınlığı onun pek çok olumsuz yönünü tartışmayı engelliyor.

Bir eleştirinin üç temel özelliğe ihtiyacı var: Adalet, ahlak ve bilinç. Bu üçlü bir araya gelmediğinde eleştiri her durumda eksik kalmaya mahkûmdur. İnternette gördüğümüz yaygın anlayış dijital ortamın doğası gereği, yüzeysel, özet ve derinliksiz olmakta, çoğunlukla da bilgiden yoksun yargılar içermektedir. Adalet ve ahlak ayağı ise özellikle editöryal bir denetimden geçmediği ve kimi zaman müstearlarla, rumuzlarla yazıldığı için hepten bulunmamaktadır. Bu nedenle edebî eleştiri bağlamında değerlendiremeyeceğimiz bu yazıların okur beklentisine denk düşen bir ucuzculuk ve merhametsizlikle oluşturulduğunu görürüz. Ancak bizzat dijital ortamın kendisi bu olumsuz durumun kaynağı olarak ortaya çıkmaktadır. Fenalık burada yer ve ortam bulabilmektedir. Eğer dijital ortam, edebiyat dünyasınca ciddiye alınacaksa bu olumsuzluğu önleyecek yapısal önlemler geliştirmek zorunda. Değilse bu büyük, müthiş imkân sadece dedikodu kültürüne hizmet ediyor olacak.



Zeynep Atikan-Aslı Tunç, Blogtan Al Haberi, Yapı Kredi Yayınları, 1. Baskı 2011, s. 188. A.g.e., s. 28.



Yayın Tarihi : 26.12.2019

 
         
Yorum yazmak isterseniz...
İsim
@-posta Adresiniz
@-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
Yorumunuz
Güvenlik kodu
 
  Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır
 
Okunma Sayısı: 470